Kayıp Kız Vakası
6 Mart 1983
Robert N. Model’ın günlüğünden alıntılar…
Kedim son günlerde çok rahatsızdı. Onu kucakladığımda bana saldırganca tavırlar sergiliyordu. Sürekli tırmalıyor, evdeki zaten az sayıda olan eşyalarımı parçalara ayırıyordu. Bazı cinayetlerde çektiğim bazı fotoğrafları dahi parçaladığı olmuştu…
Bir insan yâda hayvan, kimden geldiği hiç önemli olmayan bu tavırlara karşı kayıtsız kalmayacaktım!
Kedimi kaptığım gibi, tırmalama ve parçalamalarına aldırmadan kapıdan dışarıya attım. Kedim kapının dışında bir süre öylece mırladı. Ben onu duymazdan geldim. Ne kadar geçti bilmiyorum. Sürekli miyavlıyordu ve beni deli ediyordu. En sonunda kulaklarımı pamuk ile tıkamak zorunda kalmıştım. Tamam, zalimceydi ama kedim sustuğunda -ki pamuklarla bile sesini duyuyordum- rahatladım. En azından rahatladığımı düşündüm…
O kadar sessizleşmişti ki bir anda her yer! Buna dayanamıyordum aradan geçen bir saatin ardından. Bu dayanılmaz bir durumdu benim için. Meğersem onun sesine alışmışım, onu duymaya ve böyle çalışmaya alışmışım. Fotoğraflardaki gizli gerçekleri yakalayamıyordum. Delil olan aletler ve maddeler üzerinde yoğunlaşamıyordum…
Kısa bir sürenin ardından özlemle kapıya yöneldim. Kedimin bir ismi yoktu. Ben ona hep kızım derdim. Acı ama gerçek… Şu dünyada belki de değer verdiğim tek canlıydı. Tamam ben insanlardan hoşlanmıyorum. Her geçen gün bir tanesinin daha suçlu çıkması için deliler gibi çabalıyorum. Ama şimdi insanlar ilk defa umurumda değillerdi. İlk defa kedimden başka hiçbir canlıyı düşünmüyordum!
Kedimi içeriye almak için kapımın dışına çıktığımda kedimin orada olmadığını gördüm ve üzülmeden edemedim. Bu gerçekten de çok üzücüydü. Acaba neredeydi? Neler oluyordu? Neden gitmişti ki? Oysa birbirimizi o kadar da severdik! Ve… Ve o hayatı boyunca belki de tek bir kere bile dışarıya çıkmamıştı.
Onu bulmalıydım… İşte yeni bir iz sürme eylemi daha başlıyordu. Onu bulmalı ve geriye getirmeliydim…
Kapıyı ne olur ne olmaz diye açık bırakıp odama döndüm ve üzerimde ki çizgili pijamalarımı çıkartıp her zamankisi gibi umursamazca yatağımın üzerine atarken hızla gömleğimi iliklemeye başladım ve aynı anda da pantolonumu bacaklarımdan geçirmeye çabaladım. İki işi aynı anda nasıl yaptığımı soracak olursanız buna her zaman bende hayret ediyorum. Eh altımda bir iç çamaşırımın olmaması da cabası zaten. Pantolonumun fermuarını çekerken bana büyük sıkıntı yaratıyor ama iç çamaşırı almaya bile ayıracak zamanım yok.
Kapıdan çıkarken kapının yanında durmakta olan ceketime uzandım ve tam onu almıştım ki masada ki bir çok delile gözüm ilişti. Normalde delilleri böylece ortalıkta bırakıp gidemezdim. Ne olur ne olmaz diye onları hep yanıma alırdım. Aynı şekilde bu delillerin sırrının da bir an önce açığa çıkması gerekliydi. Ne yapalım sırlar biraz daha bekleyecekti artık. Hem zaten benim için daha önemli olan bir şeyin kaybolmasına izin veremezdim ki!
Kahretsin! Ne yapıyordum ben? Orada oyalandığım her saniye kedimin biraz daha uzaklaşmadığını nereden bilebilirdim ki?
Kapı arkamdan büyük bir gümbürtü ile kapanırken apartmanda ki komşularımın evlerinden yeniden çığlıklar yükseldi.
“Lânet olsun seni salak herif şu kapıyı bir kez olsun yavaş kapatsan ne olur sanki!”
“Bir gün o kapıyı kafana geçiricem adi manyak!”
Komşularımda benim gibi psikopattılar. Her zaman kendime böyle apartmanlar seçmekte üzerime yoktur. Gerçi komşularımı da çığırından çıkartan ben oluyorum genelde. Sürekli bir yerlere acelem olduğundan dolayı bu kapı hep böyle kapanıyor.
Her neyse dökündü apartmanımın döküntü katlarında hızla aşağıya inerken ve merdivenleri kullanırken her zaman olduğu gibi altıncı ve sekizinci basamaklara dikkat edip onları atlarken aklımda bunlar dolaşıyordu işte.
Ve kısa sürede sokağa çıkmış külüstür arabama yöneliyordum. Arabamın kapısını açmak için anahtarlarımı ellerimi almıştım ki bir anda yaptığımın saçmalığını fark ettim. Kedim arabayla kovalayacağım kadar hızlı olamazdı ki…
Arabama sırtımı verdim ve ara sokağa yöneldim. Kediler her zaman ara sokaklarda karşıma çıkarlardı. Özellikle bir katili kovalarken birden çöp kovalarının arkasından fırlayıp önümden geçerlerdi ki onlarda benim gibi bir şeylerin peşinde olurlardı hep. O yüzden seviyorum sanırım bu hayvanları. Bana benziyorlar!
Ara sokakta elimde büyütecim yerlerde bir kedi tüyü ararken buldum kendimi. Kayıp Kızım nerdeydi benim. Delirmek üzereydim. Bir an önce bulmak istiyordum onu. “Kızım kızım kızım nerdesin…” Ha birde şöyle çağırırdı insanlar ama ben bunu pek kullanmam çünkü benim kedim ile aramdaki ilişki çok daha samimi; “Gel pisi pisi pisi…”
O anda ilerdeki bir çöp kovasının içinden gelen bir ses ile birlikte oraya yöneldim ve derken koca bir mırlama sesi ile karşılaştım. “Evet, işte bu oydu!”
Hızla oraya koştum ve kapağı kaldırırken “Kızım kızım kı… zım…” (…)
Bu inanılmaz olay karşısında şaşkına döndüm. O tombul kedi benim kızıma ne yapıyordu öyle? Kızım ona karşı koymaya çalışıyor gibiydi…
Birden bire sinirlendim ve ileriye atılarak o tombul kediyi yakaladım. “Seni aşşağılık kedi! Kızıma ne yaptığını sanıyorsun sen öyle?”
O ânı hayatım boyunca unutamayacağım. Meğer kediler de birlikteliklerini böyle şenlendiriyorlarmış…
Bu olayların sonucunda ne olduğunu söylemeyin. Şu andan sonrasını yazamıyorum. Çünkü şu âna kadar hiç bir katilden yemediğim dayağı o şişko, tombul, iğrenç kediden yedim. Her yerimde ki bu tırmık izleri sanırım bana otuz günlük sayfası kadar yeter.
Her neyse… Kedim kısa süre sonunda kucağıma o pis, aşşağılık, şişman kedinin varislerini bırakacak sanırım. Ne zaman böyle bir olay yaşadı da ne zaman karnı şişti bir türlü anlamıyorum zaten.
Kendimi kedimi bulmaya o kadar kaptırmışım ki anlaşılan onu bulduğumda her zaman katillere yaklaştığım tavrı sergilemişim. Eh kediler de katil olabilirler değil mi?
Şimdi bana başka söz söylemek düşmez bu durumda. Tek bir cümle ile her zaman olduğu gibi günlüğümün bu sayfasını kapatacağım:
Kayıp Kız Vakası Kapandı…
Ercan “Gorath” ERGÜR